top of page

Fosil Kayıtları: Evrimcilerin Dayanağı mı, Yoksa Sessiz Tanık mı?

Güncelleme tarihi: 6 Eyl 2025


Araştırmacı.analist filozof.yazar

kağan çankaya


Evrimcilerin en sık dile getirdiği argümanlardan biri fosil kayıtlarıdır. Onlara göre fosiller, canlıların basitten karmaşığa doğru kademeli biçimde değiştiğini ve zaman içinde yeni türlerin ortaya çıktığını göstermektedir. Özellikle Archaeopteryx (dinozor ile kuş arası) ve Tiktaalik (balık ile kara omurgalıları arası) gibi “geçiş formu” olarak sunulan fosiller, bu iddianın merkezine yerleştirilir. Ayrıca yaş tayin yöntemleri sayesinde fosillerin zaman çizelgesinde sıralanabildiği, böylece evrimsel sürekliliğin ortaya konduğu öne sürülür.

Ancak meseleye biraz daha yakından bakıldığında, fosil kayıtlarının evrim teorisini desteklemekten ziyade ciddi yaratılışın kesin kanıtları görülmektedir

🔴 1.1. Eksik Fosiller ve Büyük Boşluklar

Eğer evrim teorisi doğru olsaydı, yeryüzü katmanlarında milyonlarca ara form fosili bulunması gerekirdi. Çünkü basitten karmaşığa giden süreç, küçük değişimlerin uzun bir zincir halinde birikmesiyle açıklanıyor. Fakat gerçek tam tersidir:

  • Fosil kayıtlarının %95’inden fazlası zaten çok iyi bilinen ve tam teşekküllü türlere aittir.Ayrıca yaşayan bilim sanat teknoloji üreten binlerce canlı olması gerekirdi.

  • “Geçiş formu” denilen fosiller ise sayıca çok az, tartışmalı ve çoğu kez yanlış yorumlanmıştır. o canlılarda türüne göre özel yaratılmış canlılardır.

Darwin’in bile en büyük itiraflarından biri bu noktada gelir. Darwin, Türlerin Kökeni adlı eserinde fosil kayıtlarının teorisini desteklemediğini, fakat gelecekte yapılacak kazılarda bu eksikliklerin giderileceğini umduğunu yazmıştır. Aradan 160 yılı aşkın süre geçti; milyonlarca fosil çıkarıldı. Sonuç? Evrimsel zincir yerine, birdenbire ortaya çıkan ve tam teşekküllü canlıların fosilleri bulundu.

🔴 1.2. Kambriyen Patlaması: Ani Ortaya Çıkış

Fosil kayıtlarının evrim teorisine en büyük darbesi Kambriyen Patlaması adı verilen dönemdir. Yaklaşık 540 milyon yıl önce gerçekleştiği kabul edilen bu olayda:

  • Çok hücreli canlıların büyük bir kısmı ani ve eş zamanlı olarak fosil kayıtlarında belirmiştir.

  • Denizlerde bir anda trilobitler, yumuşakçalar, eklembacaklılar ve çok farklı vücut planlarına sahip canlılar görünür hale gelir.

  • Dahası, bu canlıların hiçbirinde “yarım göz, yarım kanat, yarım sinir sistemi” gibi evrimsel ara aşamalar yoktur.

Bu, evrimci basamaklı gelişim anlayışıyla tamamen çelişir. Adeta bir “yaratılış vitrini” gibi, bir anda çok farklı canlı grupları eksiksiz olarak sahneye çıkar.

Kambriyen Patlaması: Ani Ortaya Çıkış ve Matematiksel Delil

Evrimcilerin en sık kullandığı argümanlardan biri, fosil kayıtları ve bunların zaman çizelgesinde gösterdiği evrimsel değişimdir. Özellikle Kambriyen Patlaması, evrim teorisinin iddia ettiği basamaklı ve kademeli türleşmeye karşı ciddi soru işaretleri oluşturur. Bu bölümde, Kambriyen Patlamasını hem fosil kayıtları hem de matematiksel olasılıklar açısından inceleyeceğiz.

1. Mutasyon ve Türleşme İhtimali

Evrim teorisine göre, yeni bir tür veya kompleks organların ortaya çıkması milyonlarca faydalı mutasyonun peş peşe gerçekleşmesini gerektirir.Basit bir örnek üzerinden hesaplayalım:

  • Ortalama bir kompleks proteinin uzunluğu ≈ 100 aminoasit

  • Her pozisyon için 20 olası aminoasit vardır.

Toplam kombinasyon: 20^100 ≈ 10^130 Evrendeki toplam atom sayısı: ≈ 10^80

Sonuç: Rastgele bir proteinin oluşma olasılığı, evrendeki tüm atomların sayısından kat kat daha düşüktür.evrendeki atom sayılarının arasında bir bile etmez

1.1. Sayının Büyüklüğünü Anlamak

  • Evrendeki atom sayısı: 108010^{80}1080

  • Tek bir proteinin rastgele oluşma olasılığı: 1013010^{130}10130

  • 10¹³⁰ ÷ 10⁸⁰ = 10⁵⁰ → Yani evrendeki tüm atomlar bir araya gelse bile tek bir proteinin rastgele oluşması için yeterli değildir.

Zaman perspektifi:

  • Evrenin yaşı: ≈ 13,8 milyar yıl ≈ 4,35 × 10^17 saniye

  • Eğer her saniye bir deneme yapsak: 4,35 × 10^17 < 10^130

Sonuç: 10^130 farklı olasılığı denemek, evrenin tüm ömrü boyunca bile imkânsızdır.Bu durum, mutasyonların rastgele yeni ve işlevsel bilgi üretme kapasitesinin matematiksel olarak neredeyse sıfır olduğunu gösterir.

2. Kambriyen Patlaması Süresinin Yetersizliği

  • Kambriyen Patlaması süresi: ≈ 20–30 milyon yıl

  • Evrimsel mekanizmalara göre:

  • Her mutasyonun faydalı olması,

  • Seçilimle yerleşmesi,

  • Ve yeni organları oluşturması için milyonlarca nesil gerekir.

Matematiksel olarak: P(Yeni Tür) ≈ (10^-50)^(gerekli mutasyon sayısı) Sonuç: Bu olasılık astronomik derecede küçüktür → pratikte imkânsızdır.

3. Çoklu Organ ve Sistemlerin Eş Zamanlı Ortaya Çıkışı

Kambriyen fosillerinde:

  • Bir anda trilobitler, eklembacaklılar, yumuşakçalar ve farklı vücut planları belirmiştir.

  • Evrim teorisinin öngördüğü basamaklı gelişim yerine, birdenbire eksiksiz canlı grupları ortaya çıkmıştır.

Matematiksel olarak:

Bir türün tek bir organının rastgele oluşma olasılığı: ≈ 10^-50

Birden fazla tür ve farklı vücut planlarının aynı anda ortaya çıkma olasılığı: P(tüm türler) ≈ (10^-50)^N Burada: N = tür sayısı

Sonuç: N arttıkça olasılık mutlak sıfır


3.1. Günlük Hayat ve Evren Örnekleri

  1. Atom Karşılaştırması:Eğer evrendeki tüm atomlar bir deneme aracı olarak kullanılsa, bu olasılığı yakalamak imkânsızdır.

  2. Piyango Örneği:

  3. En büyük piyango kazanma şansı ≈ 1 / 10⁸

  4. Tek bir faydalı mutasyon olasılığı ≈ 10⁻⁵⁰ → piyango şansından trilyonlarca kat daha düşük

  5. Zaman Yetersizliği:Evrenin yaşı bile, gerekli mutasyon sayısını rastgele denemek için yeterli değildir.

Bu örnekler, Kambriyen Patlaması’ndaki canlı çeşitliliğinin rastgele mutasyon ve doğal seçilimle açıklanamayacak kadar büyük bir mucize olduğunu gösterir.

4. Sonuç

Matematiksel ve olasılık temelli hesaplar gösteriyor ki:

  1. Kompleks proteinler ve organlar rastgele oluşamaz.

  2. Kambriyen Patlaması süresi, milyonlarca yılda bile evrimsel ara aşamalar için yetersizdir.

  3. Çok sayıda kompleks türün eş zamanlı ortaya çıkışı, rastgele mutasyon ve doğal seçilimle açıklanamaz.

Sonuç olarak: Kambriyen Patlaması, matematiksel olarak ani yaratılış lehine güçlü bir delil olarak kabul edilebilir.



🔴 1.3. Geçiş Fosili İddialarının Zayıflığı

Evrimcilerin en çok örnek verdiği iki fosil üzerinde duralım:

  • Archaeopteryx:

    • “Dinozor ile kuş arası” denir.

    • Oysa yapılan detaylı incelemeler bunun tamamen kuş özellikleri taşıdığını göstermiştir: Tüyleri, uçuş yapısını destekleyen kanatları vardır.

    • Diş ve pençeler gibi özellikleri kuşlarda da görülebilir. Yani “yarım dinozor, yarım kuş” değil, sadece farklı bir kuş türüdür.

  • Tiktaalik:

    • Balıktan karaya geçişin kanıtı sayılır.

    • Fakat Tiktaalik’in yaşadığı dönemden daha eski katmanlarda tam teşekküllü kara canlılarının fosilleri bulunmuştur. Bu da “ara form” iddiasını geçersiz kılar.

🔴 1.4. Yaş Tayin Yöntemlerinin Sıkıntısı

Fosillerin evrimsel sıraya konulması için kullanılan radyometrik yaş tayin yöntemleri de kesinlik taşımamaktadır. Çünkü:

  • Radyoaktif bozunma hızlarının geçmişte sabit olduğu varsayılır. Oysa bu, doğrudan gözlenemez; sadece varsayımdır.

  • Aynı fosil veya kaya farklı yöntemlerle tarihlendirildiğinde birbirinden milyonlarca yıl farklı sonuçlar çıkabilmektedir.

Dolayısıyla evrimcilerin sunduğu “kesin zaman çizelgesi” aslında güvenilir bir kronoloji değil, yorum farkıdır.

🔴 1.5. Matematiksel İmkânsızlık

Evrimciler fosil kayıtlarını “kanıt” gibi sunar; fakat matematiksel ihtimaller bambaşka bir şey söyler.

  • Bir canlı türünün tamamen yeni bir organ veya sistem geliştirmesi için milyonlarca faydalı mutasyon gerekir.

  • Mutasyonların faydalı olma ihtimali %1 bile değildir.

  • Bu durumda milyonlarca mutasyonun peş peşe doğru zamanda, doğru yerde, birbirini destekleyecek şekilde gerçekleşme ihtimali 10⁻⁵⁰’nin bile altındadır.

Bu, matematiksel olarak imkânsızdır. Fosil kayıtlarının bu imkânsızlığı “örtmesi” mümkün değildir.

🔴 1.6. Yaratılış Açısından Fosiller

Yaratılışçı bakış açısıyla fosillerin anlattığı hikâye şudur:

  • Canlı türleri tam teşekküllü olarak yaratılmıştır.

  • Türler tarih boyunca değişiklikler (çeşitlenmeler) yaşamış, fakat yeni bir tür ailesine dönüşmemiştir.

  • Fosil kayıtlarındaki ani ortaya çıkışlar ve boşluklar bu modeli daha iyi açıklar.

📌 Özet: Fosil kayıtları, evrim teorisinin en güçlü kanıtı değil; aslında en zayıf noktalarından biridir. Eksik halkalar, Kambriyen Patlaması, geçiş formu iddialarının çürütülmesi, yaş tayini problemleri ve matematiksel imkânsızlıklar bir araya geldiğinde, fosillerin yaratılış lehine güçlü bir delil sunduğu görülür.


Paleontoloji ve Fosil Kayıtları: Yaratılış Açısından Detaylı İnceleme

Paleontoloji, canlıların tarihini anlamak için fosil kayıtlarını inceler. Fosiller, geçmişte yaşamış organizmaların taşlaşmış kalıntılarıdır ve anatomik yapıları, yaşam biçimleri ve çevresel koşulları hakkında bilgi verir. Evrim teorisi savunucuları, fosilleri genellikle türlerin basitten karmaşığa doğru kademeli değişimini gösteren kanıtlar olarak sunar. Ancak, fosil kayıtları ayrıntılı şekilde incelendiğinde, bu iddianın ciddi sınırlılıkları olduğu görülür.

1. Ani Ortaya Çıkışlar:

Fosil kayıtları, birçok türün bir anda ve eksiksiz şekilde ortaya çıktığını gösterir. Kambriyen Patlaması, bunun en çarpıcı örneğidir. Yaklaşık 540 milyon yıl önce denizlerde görülen trilobitler, eklembacaklılar, yumuşakçalar ve diğer çok hücreli canlılar, neredeyse hiçbir evrimsel ara aşama göstermeden fosil kayıtlarında belirmiştir. Bu ani ortaya çıkış, basamaklı evrimsel değişim iddialarıyla çelişir ve türlerin önceden tasarlanmış bir yaratılış planı ile ortaya çıktığını düşündürür.

2. Eksik Fosiller ve Ara Formların Azlığı:

Eğer evrimsel süreç basitten karmaşığa uzun bir zincirleme değişimle gerçekleşmiş olsaydı, fosil kayıtlarında milyonlarca ara türün bulunması gerekirdi. Oysa mevcut fosil kayıtlarının %95’inden fazlası, zaten tanınmış ve tam teşekküllü türlere aittir. Ara geçiş formu olarak sunulan örnekler ise sayıca son derece azdır, çoğu kez tartışmalı ve yorumlara açıktır. Bu durum, yaratılış perspektifiyle uyumludur: Canlılar türlerine göre özel ve tam donanımlı şekilde yaratılmıştır; mikro değişiklikler olabilir, ancak yeni türler ani ve tam işlevsel olarak ortaya çıkar.

3. Evrimsel Basamakların Gözlenememesi:

Kambriyen Patlaması gibi olaylar, sadece türlerin değil, aynı zamanda farklı vücut planlarının ve organ sistemlerinin de eş zamanlı olarak ortaya çıktığını gösterir. Fosil kayıtlarında “yarım göz, yarım kanat, yarım sinir sistemi” gibi eksik organ örnekleri neredeyse hiç bulunmamaktadır. Bu, doğal seleksiyon ve kademeli mutasyonlarla açıklanamayacak bir karmaşıklık sunar ve yaratılışın bilinçli bir tasarım olduğunu destekler.

4. Fosillerin Anlatımı:

Fosiller, sadece organizmaların şekil ve yapısını değil, aynı zamanda yaşam biçimlerini ve ekolojik rollerini de yansıtır. Bu bilgiler, türlerin birbirinden bağımsız ve eksiksiz biçimde ortaya çıktığını gösterir. Örneğin, Kambriyen dönemindeki eklembacaklılar, tam gelişmiş gözler, kas sistemleri ve eklemli bacaklarla donatılmış olarak fosil kayıtlarına geçmiştir; bu, rastgele mutasyon ve basamaklı evrim ile açıklanamaz.

Sonuç:

Paleontoloji, yaratılışın bilimsel olarak desteklenebileceği güçlü bir alan sunar. Fosil kayıtlarındaki ani ortaya çıkışlar, eksik ara form sayısı ve tam teşekküllü türlerin varlığı, canlıların rastgele evrimsel süreçlerle değil, bilinçli ve özel tasarlanmış bir yaratılışla var olduğunu gösterir. Bu nedenle, fosil verileri sadece evrimsel teoriye değil, aynı zamanda yaratılış hipotezine de bilimsel bir temel sağlar.


Biyokimya ve Moleküler Biyoloji: Canlılığın Karmaşık Yapısının Delilleri

Biyokimya ve moleküler biyoloji, canlıların temel yapı taşlarını ve işlevlerini inceleyen bilim dallarıdır. Bu alan, proteinler, enzimler, nükleik asitler (DNA ve RNA) ve diğer biyomoleküllerin nasıl çalıştığını detaylı biçimde ortaya koyar.

1. Proteinlerin ve Enzimlerin Karmaşıklığı:

Her canlı, milyarlarca atomdan oluşan karmaşık protein ve enzim ağlarına sahiptir. Proteinler, amino asit dizilimleriyle üç boyutlu yapılar kazanır ve bu yapılar, belirli kimyasal reaksiyonları katalize etmek veya hücre içi görevleri yerine getirmek için hassas bir şekilde tasarlanmıştır.

  • Ortalama bir protein yaklaşık 100 amino asitten oluşur.

  • Her pozisyon için 20 olası amino asit vardır.

  • Bu da tek bir proteinin rastgele oluşma olasılığını 20^100 ≈ 10^130 gibi astronomik bir sayı yapar.

  • Evrendeki tüm atomlar ve evrenin yaşı, tek bir proteinin rastgele oluşması için bile yeterli değildir.

Bu durum, rastgele mutasyonların yeni ve işlevsel protein veya kompleks yapılar yaratmasının matematiksel olarak imkânsız olduğunu gösterir.

2. Genetik Bilginin Karmaşıklığı:

DNA ve RNA, canlıların işlevsel planlarını içeren bilgi depolarıdır. Her gen, belirli bir protein veya işlevi kodlar ve bu bilgi, hatasız ve koordineli bir şekilde hücre içinde kullanılır. Moleküler biyoloji, bu süreçlerin rastgele mutasyonlarla açıklanamayacak kadar hassas ve düzenli olduğunu ortaya koyar.

  • DNA’daki proton kaymaları ve kuantum tünelleme, mutasyonların milyarda bir olasılıkta ve çok kısa sürede gerçekleşmesini sağlar.

  • Bu, mutasyonların genetik bilgiye rastgele ve faydalı katkı yapmasını neredeyse imkânsız kılar.

3. Fosil Kayıtlarıyla Tutarlılık:

Fosil kayıtlarında türlerin ani ve eksiksiz biçimde ortaya çıkışı, moleküler biyolojide gözlenen karmaşıklıkla paralellik gösterir. Bir canlı türünün tüm protein, enzim ve genetik yapısının koordineli bir şekilde oluşması, rastgele evrimsel süreçlerle açıklanamaz. Bu, yaratılış lehine güçlü bir bilimsel delil oluşturur.

4. Sonuç:

Biyokimya ve moleküler biyoloji, canlıların karmaşık yapısını ve işlevselliğini açıklarken, rastgele mutasyonların yeni ve işlevsel bilgi üretme olasılığının matematiksel olarak neredeyse sıfır olduğunu gösterir. Fosil kayıtlarında gözlemlenen ani ve tam teşekküllü türler ile moleküler karmaşıklık, canlılığın bilinçli ve özel bir tasarım sonucu ortaya çıktığını destekleyen güçlü delillerdir.


 Nörobilim: Beyin Yapısı ve Bilinç Açısından Fosillerin Mesajı

Nörobilim, sinir sistemi ve beyin fonksiyonlarını inceleyen bir bilim dalıdır. Fosil kayıtları, yalnızca fiziksel özellikler hakkında bilgi vermez; aynı zamanda sinir sistemi ve beyin yapılarıyla ilgili de önemli ipuçları sağlar.

1. İnsan ve Primat Fosilleri:

İnsan ve primat fosilleri, beynin karmaşıklığını ve bilişsel kapasitenin temelini ortaya koyar. Beyin yapısındaki bazı özellikler şunlardır:

  • Korteksin Gelişimi: İnsan korteksi, düşünme, soyutlama, problem çözme ve kültürel öğrenme kapasitesini destekler. Fosillerde gözlemlenen kemik yapıları, bu korteksin gelişmişliğine işaret eder.

  • Sinir Hücrelerinin Bağlantıları: Beynin sinaps ağı, bilinç ve karmaşık davranışları mümkün kılar. Fosillerin kafatası içi boşlukları ve endokranial izler, bu sinir ağı hakkında ipuçları sunar.

  • Broca ve Wernicke Bölgeleri: Dil üretimi ve anlama ile ilgili bu bölgeler, insanın doğuştan dil yeteneğine sahip olduğunu gösterir. Fosil beyin yapıları, bu bölgelerin evrimsel basamaklarla açıklanamayacak derecede organize olduğunu ortaya koyar.

2. Fosil Kayıtları ve Karmaşıklık:

Fosiller, beynin ve sinir sisteminin evrimsel süreçle açıklanamayacak kadar karmaşık olduğunu gösterir. Örneğin, insan beynindeki milyarlarca sinir hücresi, karmaşık bağlantı ağları ve fonksiyonel bölgeler, rastgele mutasyon veya kademeli evrim süreçleriyle oluşamaz.

3. Yaratılış Perspektifi:

  • Fosillerin gösterdiği beyin yapıları, bilinç ve düşünce kapasitesinin yaratılışla doğrudan bağlantılı olduğunu düşündürür.

  • Ani ve eksiksiz olarak ortaya çıkan beyin yapıları, evrimsel açıklamaları zayıflatır.

  • İnsan ve primat fosilleri, bilinç, dil ve yüksek bilişsel yeteneklerin bilinçli tasarım sonucu ortaya çıktığını destekler.

4. Sonuç:

Nörobilim açısından fosiller, yalnızca fiziksel evrim değil, aynı zamanda zihinsel ve bilişsel evrim iddialarını da sorgulatır. İnsan ve primat beyin yapısının karmaşıklığı, yaratılış perspektifinden bakıldığında, bilinçli tasarımın güçlü bir bilimsel göstergesidir.


Epistemoloji ve Bilim Felsefesi: Fosil Kayıtlarının Yorumlanması ve Yaratılış Hipotezi

Bilim felsefesi ve epistemoloji, bilginin doğası, elde edilme yöntemleri ve doğruluk kriterlerini inceler. Fosil kayıtları, geçmiş yaşamın anlaşılmasında birincil veri kaynağıdır; fakat bu verilerin yorumu, bilimsel ön kabullerden etkilenebilir.

  1. Bilimsel Hipotez ve Metodolojik DoğalcılıkEvrim teorisi, modern bilim pratiğinde metodolojik doğalcilik çerçevesinde ele alınır. Bu yaklaşım, doğa olaylarını açıklarken doğaüstü veya bilinçli tasarımı başlangıçtan reddeder. Fosil verileri, çoğunlukla bu ön kabullerle yorumlanır. Bu durum, verinin tarafsız değerlendirilmesini engeller ve evrimsel bir sonuç beklenen bir çerçeveye sıkıştırılmasına yol açar.

  2. Fosil Verilerin Ön Yargısız YorumuFosil kayıtları, türlerin ani ve eksiksiz ortaya çıkışlarını, boş fosil tabakalarını ve ara geçişlerin yokluğunu gösterir. Eğer veriler ön yargısız bir şekilde analiz edilirse, bu bulgular evrimsel süreçlerden ziyade yaratılış hipotezini destekler:

  3. Ani Ortaya Çıkışlar: Kambriyen Patlaması gibi fosil katmanlarında, birdenbire farklı vücut planlarına sahip canlılar eksiksiz biçimde görünür.

  4. Boş Fosil Kayıtları: Milyonlarca yıl boyunca ara form fosillerin eksikliği, kademeli evrimin öngördüğü sürekli geçişleri doğrulamaz.

  5. Eksik Ara Geçişler: Evrimcilerin öne sürdüğü “geçiş fosilleri” sayıca son derece azdır ve genellikle tartışmalıdır; bu durum, yaratılışın desteklenmesine işaret eder.

  6. Bilgi Kuramı ve Fosil KayıtlarıEpistemolojik açıdan, veri ve gözlemler doğru ve tutarlı yorumlandığında gerçekliğe dair güvenilir bilgi sağlar. Fosil kayıtları, yaratılış perspektifinden incelendiğinde, canlıların bir anda ve tam teşekküllü şekilde ortaya çıktığını gösterir. Bu, bilinçli tasarım ve yaratılışın bilimsel olarak desteklenebileceği bir çerçeve sunar.

  7. SonuçBilim felsefesi, hipotezlerin doğrulanabilirliği ve mantıksal tutarlılığı açısından fosil kayıtlarını kritik bir araç olarak değerlendirir. Evrim teorisinin metodolojik doğalcilik ön kabulleri, verinin yorumlanmasını sınırlarken, yaratılış hipotezi, fosil verileri ön yargısız analiz ettiğinde ani ortaya çıkışları, boşlukları ve eksik ara geçişleri doğal bir şekilde açıklayabilir. Dolayısıyla epistemoloji ve bilim felsefesi, fosil kayıtlarını yaratılış lehine yorumlamada önemli bir bilimsel temel sunar.


ALLAHTAN BAŞKA İLAH YOKTUR HZ MUHAMMED ONUN KULU VE ELÇİSİDİR


Kaynaklar


  1. Darwin, C. (1859). On the Origin of Species. John Murray.

  2. Gould, S. J. (1980). The Panda’s Thumb: More Reflections in Natural History. W. W. Norton & Company.

  3. Conway Morris, S. (1998). The Crucible of Creation: The Burgess Shale and the Rise of Animals. Oxford University Press.

  4. Meyer, S. C. (2009). Darwin’s Doubt: The Explosive Origin of Animal Life and the Case for Intelligent Design. HarperOne.

  5. Valentine, J. W. (2004). On the Origin of Phyla. University of Chicago Press.

  6. Hazen, R. M. (2012). The Story of Earth: The First 4.5 Billion Years, from Stardust to Living Planet. Viking.

  7. Çankaya, K. (2025). Fosil Kayıtları: Evrimcilerin Dayanağı mı, Yoksa Sessiz Tanık mı?. Araştırmacı Analist Filozof Yazar.

$50

Product Title

Product Details goes here with the simple product description and more information can be seen by clicking the see more button. Product Details goes here with the simple product description and more information can be seen by clicking the see more button

$50

Product Title

Product Details goes here with the simple product description and more information can be seen by clicking the see more button. Product Details goes here with the simple product description and more information can be seen by clicking the see more button.

$50

Product Title

Product Details goes here with the simple product description and more information can be seen by clicking the see more button. Product Details goes here with the simple product description and more information can be seen by clicking the see more button.

Recommended Products For This Post
 
 
 

Yorumlar


bottom of page